Varna Savaşı

Varna Savaşı

İleride Fatih Sultan Mehmed olarak anılacak cihan hükümdarı 2. Mehmed, babasının henüz hayattayken feragati üzerine tahta oturmuş, ancak yaşının küçük olması ve tecrübesizliği nedeniyle henüz idareyi tam olarak ele alamamıştı

İleride Fatih Sultan Mehmed olarak anılacak cihan hükümdarı 2. Mehmed, babasının henüz hayattayken feragati üzerine tahta oturmuş, ancak yaşının küçük olması ve tecrübesizliği nedeniyle henüz idareyi tam olarak ele alamamıştı. Bu minvalde ortaya çıkan buhran nedeniyle zuhur eden iç meselelerin halledilmemişken balkanlarda akdedilen sulh bozulmuş, Polonya Kralı Vladislas aktedilen antlaşmayı geçersiz kabul ettiğini ilan ederek Papa önderliğinde Macar, Leh, Eflak, Sırp ve muhtelif Hristiyan kuvvetlerden teşekkül eden Haçlı Ordusu ile Edirne’ye doğru harekete geçmişti. Bir diğer kadim düşman olan Venedik de gönderdiği kadırgalar ile Çanakkale boğazını tutarak bu taarruza destek veriyordu.

Bu gelişmeleri haber alan Mehmed, böylesi bir meselenin hallinin tecrübesizliği hasebiyle mümkün olamayacağını biliyordu. Zira Sadrazam Halil Paşa da kendisine 2. Murad’ı davet etmesini, ordunun başına geçmesi için ricada bulunmasını tavsiye ediyordu.Nihayetinde Mehmed, Manisa’da bulunan babasına mektup yazarak ordunun başına geçmesini rica etti. Ancak 2. Murad, davete icabet etmeyip şu cevabı verdi;

“Oğlumuz Mehmed Han’a padişahlık lazım ise din-ü devleti siyanet etsin”
(Mealen; Padişah sen isen devletini ve dinini koru)

Mehmed, ricasına itibar etmeyen babasına yeniden bir mektup yazarak şu buyruğu verir;

“Baba! Ya sen padişahsın ya ben! Sen padişah isen şu tehlikeli anda milletin seni ordunun başına çağırıyor, gel. Ben padişah isem emrediyorum; Saltanat kendisine ait ise düşmanı karşılamak farzdır. Yok eğer bize ait ise emrimize itaat şarttır”
(Mealen; Sen padişahsan milletin seni ordunun başına çağırıyor, bu sana farzdır. Ben padişahsam emrediyorum, ordunun başına geç.)

2. Murad, bu ferman üzere harekete geçip Anadolu’dan gazileri toplamaya, mukavemet gösterebilecek nispette bir ordu teşekkül etmeye başladı. Sonrasında Varna Savaşı vuku buldu. Savaş esnasında Mehmed Edirne’de kaldı ve 2. Murad, bizzat savaşı komuta etti.

Osmanlı aleyhine tertip edilen kuvvetler sayıdca çok değildi. Zira Osmanlı, o zamana kadar yalnızca uç beylerinin akınlarıyla kendilerinin topraklarını fethedebiliyordu. Her ne kadar Türkler mağlup edilmiş olsalar da şimdi doğrudan Osmanlı topraklarına yapılacak bir saldırı büyük bir hayal kırıklığına yol açabilirdi. Nitekim bizzat Türklerle savaşmış, onları mağlup etmiş olan Hunyad bile bu seferi tehlikeli buluyor ve katılmayı arzu etmiyordu. Papalık, Osmanlı’nın mağlup edilmesi halinde Osmanlı tacını kendisine giydireceğini taahhüt etmiş, kendisini ancak bu vaat ile ikna edebilmişti. Macaristan, 10 Bin kişilik bir kuvvet tahsis etmiş, Eflak da Macaristan’ın egemenliğini tanımış olması hasebiyle 5 Bin askerlik bir kuvvet takviye etmek zorunda kalmıştı. Nihayetinde Venedik’in denizden verdiği desteği hesaba katmazsak, karadan yalnızca 15-20 Bin kişilik bir kuvvet ile sefere çıkılacağı ortadaydı. Macaristan, ordusuna güveniyor, Türkleri bir şekilde mağlup etmiş olmanın gurur ve rehavetiyle sayıyı arttırmaya lüzum görmüyordu. Ancak Eflak Bey’i Vlad, Osmanlı Hükümdarının ava giderken mahiyetinde götürdüğü ordunun bile Haçlı ordusundan daha ziyade olduğunu söyleyerek ikaz ve itiraz ediyordu. Hunyad, Vlad’ın bu tavrını ihanete ve korkaklığa yormuş, yaşanan tartışma sonrasında Vlad’ı tevkif etmişti. Vlad, kardeşinin komutasında 4 Bin kişilik bir kuvvet daha sağlama vaadiyle ancak hürriyetine kavuşabilmişti.

Haçlı ordusu, yaklaşık 20 Bin kişilik bir kuvvetle yola çıktı. Sefer güzergahı Tuna istikameti üzerinden Karadeniz sahil boyu olarak belirlenmişti. Zira Balkanlarda ki geçiş güzergahları üzerinde bulunan irili ufaklı Osmanlı kontrol kaleleri (Derbendler) önemli bir tehdit oluşturuyordu. Ordunun önünde 3 Bin süvarisi ile Hunyad ve Eflak kuvvetleri bulunuyordu. Onu Macaristan Kralı Frederik takip ediyordu.

Haçlı ordusu, güzergahı üzerinde bulunan Kamçık nehrinde konuşlu 28 Osmanlı gemisini ateşe verdi. Devam eden güzergah boyunca pek çok mevkiden mukavemet görmeden ilerledi. Ancak Süne ve Balçık mevkilerinde bulunan Osmanlı mevkileri, Haçlı ordusuna karşı kayıtsız kalamayarak mukavemet gösterdiler. Sayıca üstün olan Haçlı kuvvetleri bu mevkileri bertaraf edip 5 Bin kadar Türk’ü muharebe esnasında, sayıca tespit edilemeyecek kadar ahaliyi de kayalardan aşağı atarak katlettiler.

Haçlı kuvvetlerinin ilerleyişi Varna kalesi yakınlarında sona ermiş, ordu savaş düzeni alarak yerleşmişti. 2. Murad da Anadolu’da terkip ettiği 40 Bin kişilik bir kuvvetle yola çıkarak Cenevizlilerden tedarik edilen kadırgalarla Boğazı geçmiş ve hızlı bir ilerlemeyle Varna yakınlarına ulaşmıştı. İki ordu 2-3 Km’lik mesafede savaş düzeni aldılar. Haçlı ordusu, önce hendekler ve savaş arabaları ile istihkam yapıp savunma yapmayı düşünmüşlerdi. Ancak Hunyad, düz arazide taarruz yapmakta ısrar edince Türklere karşı galip gelebilmiş tek komutan olması hasebiyle fikri kabul gördü.

Haçlı ordusunun sol cenahını Eflaklılar ve bir kısım Macar kuvvetleri savunuyordu. Diğer Macar kuvvetleri de sağ cenahın savunmasına yerleştiler. Ordunun merkezinda Papalık tarafından görevlendirilmiş Piskoposlar ve doğrudan Papalığa bağlı kuvvetler yer alıyordu. Geride ki kuvveti ise Polonya Kralı Vladislas’ın ordusu sağlıyor, aynı zamanda savaş gereçleri ve ikmal kaynaklarını koruyorlardı.

Osmanlı ordusunda sağ cenah Rumeli Beyleri Turahan, sol cenah Anadolu Beyleri Karaca tarafından kumanda ediliyordu. Merkez 2. Murad ve Yeni Çeriler, önlerinde kazıklarla tanzim edilmiş istihkamla konuşlanmıştı. 2. Murad, Haçlıların sözünden dönerek bozdukları Ahidname’yi de bu kazıkların üzerine asmıştı.

Haçlılar, Hunyad komutasında ilk taarruzlarını sol cenaha doğru gerçekleştirdiler. Kabiliyetli Hunyad komutasındaki Macar kuvvetleri çok hızlı sonuç aldılar ve Karaca komutasındaki kuvvetleri ağır bir hezimete uğrattılar. Sağ cenahtan saldıran Ulahlar ile Karaca’ya bağlı kuvvetleri ilk teşebbüslerinde mağlup etmeyi başardılar. Savunma sağ ve sol cenahtan yarılmış, Haçlı kuvvetleri ordunun merkezine doğru ilerlemeye başlamışlardı. İlk taarruzda alınan bu darbe orduyu sükutu hayale uğrattı. Buna mukabil ortaya çıkan karışıklık ordunun idaresini imkansız hale getirmişti. 2. Murad, daha fazla kayıp vermemek için geri çekilmeye hazırlanırken savaşın gidişatını, hatta Osmanlı Tarihin balkanlar üzerindeki birkaç yüzyıllık politikasını etkileyecek bir vaka gerçekleşti. Rumeli Beylerbeyi Karaca, geri çekilmeye hazırlanan 2. Murad’a mücadeleye devam etmesi için yalvarmış, fayda etmeyince atının dizginlerini tutarak çekilmesine mani olmaya teşebbüs etmişti. Sekbanbaşı Yazıcı Doğan, Karaca’yı bu pervasızlığından ötürü öldürmeye teşebbüs etse de o esnada hükümdarın atına kadar yaklaşmış olan Macar askerlerinden birinin taarruzuyla öldürüldü. Artık geri çekilmeye fırsat kalmamıştı, zira Macar askerleri ordunun merkezine kadar ulaşmıştı. Mücadele artık doğrudan ordunun merkezinde cereyan ediyordu. Hatta Macar Kralı, 2. Murad’ı öldüren kişi olmak gayesiyle bizzat hücuma geçmişti. Ayrıca Polonya Kralı Vladislas da öne atılmıştı. Atının aldığı bir balta darbesiyle yere düşen Vladislas ele geçirildi. Koca Hızır namındaki Yeni Çeri atılarak hemen orada Vladislas’ın boynunu vurup bir kazığa geçirdi. Böylece Mezid bey ve Oğlunun intikamını misli mukabili ile almış oldu. Kralın öldürülmesi ve Bizzat 2. Murad’ın da gazanın orta yerinde cenk ediyor olması Osmanlı kuvvetlerinin moralini yükseltti. Hunyad komutasındaki kuvvetler adım adım püskürtülerek geri çekilmek zorunda bırakıldı. Hunyad, en azından Vladislas’ın kazığa geçirilmiş başını alabilmek, böylece bastırılmış olan Türk korkusunun yeniden hortlamasına mani olabilmek için pek çok kez taarruza kalktı, ancak muvaffak olamayacağını anlayınca akşamın çökmesine yakın geri çekilmek zorunda kaldı. Bu kez karşı taarruza geçen Osmanlı Ordusu, akdin bozulmuş olması hasebiyle kati suretle esir almamak kaydıyla kaçamayan ve teslim olan tüm düşmanların katlini emretti. Bunların arasında Papa vekili Kardinal Sezarini de vardı.

2. Murad, muharebenin sonunda savaş meydanını gezerken düşman ordusundaki ölülerin mütemadiyen genç olmasını teessürle karşıladı ve mahiyetine şu sözü sarf etti; “Taaccüb edilecek şey değil mi? Bütün bu delikanlı ordusunun arasında bir tane dahi ihtiyar yok”. Bunun üzerine yaşı ilerlemiş bir gazi olan Azab Bey “Bir tane ihtiyar olsaydı bu kadar mecnûnâne bir teşebbüste bulunmazlardı” diyerek aslında Batı dünyasının askeri anlamda ki en mühim zaaflarından birini müşahede etmişlerdir (10 Kasım 1444).

Comments

comments

Author: admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir